Tag: Dans

  • Eleştirel Pedagoji Konferansından Dans Eğitiminde Dönüşümün Hafızası Üzerine

    Eleştirel Pedagoji Konferansından Dans Eğitiminde Dönüşümün Hafızası Üzerine

    29 Kasım-2 Aralık 2024 tarihleri arasında Eleştirel Pedagoji Kongresi Eğitim Sen, Sivil Düşün, Birarada Derneği, Odtü Mezunlar Derneği ve Töz Yayınları desteği ile Ankara’da gerçekleşti. Eleştirel Pedagoji alanına uzun zamandır emek veren yerli, yabancı akademisyenlerin yanı sıra tarih, sosyoloji, sanat ve din eğitimi gibi farklı disiplinlerde eleştirel pedagoji merceğinden çalışmalar yapan akademisyenlerin, sosyal çalışanların ve araştırmacıların da sunumlarına yer veren zengin program başta Ankara olmak üzere Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen katılımcıların yoğun ilgisi ile karşılandı.

    Paydaşları Prof. Kemal İnal tarafından bir araya getirilen kongre, Peter Mayo gibi yetişkin eğitimi ve eleştirel pedagoji konusunda duayen akademisyenlerin açılış konuşmaları ile başladı. Konferans süresince son yıllarda önemi dünya çapında artan göç pedagojisi, ırkçılık karşıtı pedagoji, feminist pedagoji, ekolojik pedagoji, queer pedagoji, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi pek çok farklı konuya dair sunum ve atölye çalışması gerçekleşti.

    Tüm bu sunum ve atölyelerdeki gözlemlerimden ortaya çıkan , yukarda bahsi geçen konular üzerine yetkin eylemlere, tartışmalara, fikir alışverişlerine duyulan yoğun ihtiyaç ve ilgiydi. Kongre süresince yerli ve yabancı konuşmacıların eleştirel pedagoji perspektifinden çalışırken karşılaştıkları ortak ya da farklı sorunlar, kurumsal destek ya da engeller, problemleri çözmeye dair yaklaşımları hem meslektaşlar hem de katılımcılar arasında ilham veren, öğretici deneyimlerin yaşanmasına aracı olurken yerel ve uluslararası bağlamda dayanışmanın önemini yeniden hatırlattı.

    Lerna Babikyan Ankara Eleştirel Pedagoji Konferansında

     

    Bu sürece ben de kongrenin açılışında eleştirel düşünce uygulamalarına dair beden odaklı bir tanışma etkinliği ve Yaratıcı Dans İle Eleştirel Düşünceyi Geliştirmek adlı bir atölye çalışması ile katkıda bulundum. Her iki atölyenin de temelinde geleneksel eğitim sistemlerinde uzun süre göz ardı edilmiş olan beden üzerinden deneyimlenerek edinilen bilgiyi öncelemek vardı. Uygulama sürecinde bu bilgiyi ortaya çıkarmak için bireyin bedeni ve zihni arasındaki diyaloğu kurmasını sağlayacak, bulunduğu an ve alan içinde beden, mekan farkındalığını uyandıracak, hareket araştırması içinde bedensel duyumsamalarını da hissederek merkeze aldığı düşünceyi ya da temayı ileriye taşıyacak, farklı açılardan görmesine, yeni boyutlar kazanmasına yardımıcı olacak egzersizleri yaratıcı dans pedagojisi kaynaklığında kullandım.

     

    bell hooks bir özgürleşme pratiği olarak gördüğü eğitim süreçleri hakkında bedenin, beden farkındalığının ve eğtimde holistik yaklaşımın önemini şöyle vurgular;

    Eleştirel düşünce alanının ötesinde, sınıfa “bedensiz bir ruh” olarak değil, “bir bütün olarak” girmeyi öğrenmemiz de aynı derecede önemlidir”

    Bu bağlamda kapsayıcı ve bütünsel öğrenmeye hizmet edecek şekilde dans sanatının eğitim-öğretim uygulama süreçlerinde bir öğrenme aracı olarak aktif olarak yer alabilmesi için uzun süredir benzeri atölye çalışmaları yapmakta ve konu üzerine yazmaktayım. Bu emekler alana ilgi duyan akademisyenlere, sanat eğitmenlerine, sosyal çalışanlara ulaşmakta. Eleştirel Pedagoji Konferans’ında yaptığım uygulamalarda da atölye katılımcılarının süreçte hem heves hem de hayret ile dans, hareket, öğrenme ve eleştirel düşünce arasındaki destekleyici ilişkiyi deneyimleyerek fark ettiklerini hem atölye sürecindeki gözlemlerimden hem de atölye sonunda verdikleri geri bildirimlerden anladım. Bu bana bir kez daha yaratıcı dans, bedenlenmiş bilinç, somatik pedagoji gibi derslerin başta eğitim fakülteleri olmak üzere öğretmen yetiştiren kurumlarda yer almasının önemini anımsattı. Tüm bu uygulamalar yeni müfredatlara geçişi ve ilgili kurumları yöneten güç sahiplerinin demokratik, katılımcı öğrenme deneyimlerine alan açması ile mümkün.

    Türkiye’de dans sanatının eğitim alanının yanı sıra toplumda farklı alanlara yayılması, ulusal ve yerel sanat ve eğitim politikalarının yapısal desteğinin yanında sosyal birimler ve dans alanı uzmanlarının eşitlikçi bir bakış açısı ile iletişime geçebilmeleri, birbirlerinden öğrenmeleri, birbirini karşılıklı olarak şekillendirebilmeleri, yerel kültürden filizlenen ve topluma ulaşan sosyal, pedagojik ve sanatsal ortak yaratımlarda bulunabilmeleri ile gerçekleşebilecek.


    Bu vesile ile dans eğitiminde disiplineler arası yaklaşımı ülkemiz akademisinde ilk kez var eden, 29 Ekim 2024 tarihinde aramızdan ayrılan hocam Geyvan McMillen’ı anmak isterim. 1960 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü’nden mezun olan

    Geyvan McMillen
    Fotograf Yaşar Saraçoğlu

    McMillen, Ankara Devlet Balesi’ne 1960-70 yılları arasında dansçı, eğitmen ve koreograf olarak çalıştı. Öğrenme merakı, yaratma isteği ve azmi sayesinde İngiltere ve ABD’de döneminin önde gelen dans okullarında burslu öğrenci olarak kabul edildi, ardından kariyerine yurtdışında çeşitli topluluklarda dansçı olarak devam etti ve bu toplulukların dünya turnelerine katıldı. Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde baş koreograf olarak klasik eserleri sahnelerken bir yandan da kurum içi ve kurum dışında eğitimini aldığı Graham ve Cunnigham tekniğine dair dersler verdi; bugün çağdaş dansta uluslararası başarıya sahip, alanda özgün tarzlarını yaratan Mustafa Kaplan, Mehmet Sander, Ziya Azazi gibi dansçı ve koreograflar ilk dans derslerini ondan aldılar.  Dünyanın önemli modern ve çağdaş dans topluluklarının Türkiye’ye gelmesine, İstanbul’da üretmesine aracı oldu. Bir yandan da Anadolu kültüründen beslenen özgün koreografilerini üretip Ankara ve İstanbul başta olmak üzere farklı mecralarda sergiledi, yurtdışında farklı festival ve bienallere eserleri ile davet edilip katıldı.

    Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Modern Dans Anasanat Dalın’da bir süre eğitmen olarak görev yaptıktan sonra, tüm mesleki birikimini 1998 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi, Sanat Tasarım Fakültesi bünyesinde açtığı Dans lisans programında aktarmaya yaş haddinden emekli oluncaya dek devam ettirirdi.

    Okulda görev yaptığı süre boyunca pek çok farklı projenin de gerçeklemesine destek veren Geyvan McMillen, 2002 yılında CRR Sanat Yönetmeni Arda Aydoğdu’nun daveti ile Cemal Reşit Rey Dans Tiyatrosunu kurdu. 2005 yılına dek farklı prodüksiyonlara ev sahipliği yapan topluluk bünyesinde profesyonel dansçı ve koreograflara yer verirken aynı zamanda yetişmekten olan okul öğrencilerinin de sahne deneyimi kazandıkları ve profesyonel hayata adım attıkları bir alana dönüştü, aktif olduğu dönem boyunca dans izleyicisinin yoğun ilgisi ile gösterileri izlendi.

    Maalesef ilerleyen yıllarda her iki kurum da ülkenin değişen politik güç dinamikleri içinde sessizce kapatılıp işlevsizleştirilirken biz öğrencilerine de ilk olarak bu deneyimlerden ders almak ve Türkiye’de dans eğitiminin yaşadığımız hafızasını canlı tutmak düştü. Bugün pek çok mezun arkadaşımız ülkenin farklı yerlerinde farklı yaşlardan öğrenciler ile dans alanında çalışmakta, dersler vermekte, bir kaçımız akademide, bir kısmımız ise Modern Dans Topluluğunda dansçı ve koreograf olarak görev yapmakta.

    Yıkımlar ve yaratımların oldukça dinamik olduğu coğrafyamızda köklenerek gelişmek hem hafızaya sahip çıkmak hem de eleştirel pedagojinin önerdiği gibi eğitimin öznesi olan öğrencileri pek çok farklı açılardan nesneleştirmeye çalışan eğitim sistemlerinden uzaklaşmak ile mümkün. Hem ana akım örgün eğitimin hem de sanat eğitiminin eleştirel pedagojinin ilkeleri doğrultusunda adil, eşitlikçi, bağımsız, çok sesli, çok renkli, diyaloğa dayalı, türlerarası, etik, kapsayıcı, değişime açık, deneyimsel, ulaşılabilir, öğrencinin sorgulayarak eğitim sürecini, katılımını şekillendirebildiği bir sistemin gerekliliği yaklaşan yapay zeka devriminin yaratacağı öngörülebilir, öngörülemez değişimler ve krizler çağında iyice artmakta.


    Yazı 7.01.2025 tarihinde Mimesis Portalda yayınlanmıştır; https://www.mimesis-dergi.org/2025/01/elestirel-pedagoji-konferansi-ve-dans-egitiminde-donusumun-hafizasi-uzerine

  • Çok Katmanlı Hareketler: Transdisipliner Dans Atölyesi

    Çok Katmanlı Hareketler: Transdisipliner Dans Atölyesi

    Dünyada hiçbirşey bir diğerinden bağımsız olarak var olmaz; buna bedenimiz ve dans sanatı da dahil ! Ç𝙤𝙠 𝙆𝙖𝙩𝙢𝙖𝙣𝙡ı 𝙃𝙖𝙧𝙚𝙠𝙚𝙩𝙡𝙚𝙧 yaratıcı dans atölye serisi sizi bu ilişkiselliği yeniden keşfetmeye ve yaratıcı dans pratiklerinizde derinleşmeye davet ediyor.

    Düşünen, düşleyen, duyumsayan, diyalog kuran bütünsel dans ifadesini canlandırmak ve güçlendirmek niyeti ile yola çıkan Çok Katmanlı Hareketler Yaratıcı Dans Atölyesi katılımcıların beden farkındalıkları ve yaratıcı potansiyellerini keşfedip, dansla eyleme dönüştürmeleri için deneysel ve yargısız bir alan açar.

    Kazanımlar

    • Beden farkındalığı
    • Güç, denge ve koordinasyon gelişimi
    • Hareket repertuvarında zenginleşme
    • Çokboyutlu ve katmanlı düşünceyi eyleme aktarabilme
    • Soyut düşünce ve hayal gücü gelişimi
    • Yaratıcılık
    • Kültürel öğrenme
    • Beden dili gelişimi
    • Dans pratiğinde rahat akışlar ve özgüven kazanımı
    • Harekette ergonomi kazanımı
  • Dans Öğretmenleri için Pedagoji

    Dans Öğretmenleri için Pedagoji

    Bu eğitim kendini pedagojik alanda geliştirmek isteyen her stilden dans öğretmeni ve hareket odaklı dersler veren eğitmenler  içindir !

    Dans eğitiminin temel malzemesi beden olmakla birlikte prensip olarak eğitimi herhangi bir başka yaratıcı alanın öğrenme süreçlerinden farklı değildir.

    Bu alanda eğitmenlik yapıyorsanız bilimsel pedagojik bilgisi olmayan bir dans öğretmeni ile usta çırak ilişkisinde yetişmiş olmak zamanın değişen şartlarında mesleki yaşamınız için yeterli olmayabilir.

    Eğitim bilimleri açısından işin bilimsel temellerini bilmek mesleki uygulamalarınızın kalitesini arttırıp sizi güvende hissettirken, dans sanatının öğrencilerinizde ve toplumda yaratacağı pozitif değişime de katkıda bulunmanızı sağlayacak

    Kazanımlar

    • Beden odaklı bilimsel öğrenme teorilerini öğrenme
    • Sınıf yönetimi üzerine yeni yaklaşımlar ile tanışma
    • Yaratıcı, eşitlikçi ve kapsayıcı bir sınıf ortamının nasıl oluşturulabileceğini öğrenme
    • Dans dersi temel işleyiş planı ve değerlendirme kriterini yeniden gözden geçirmek
    • Sınıfiçi iletişim, veli-okul yönetimi gibi alanlarda verimli ve destekleyici ilişkilerin kurulmasına katkıda bulunmak  
  • BEDENİN SAĞALTICI GÜCÜNÜ YENİDEN HATIRLAMAK: OYUN, HAREKET VE DANS-Behice Gözde Çin

    BEDENİN SAĞALTICI GÜCÜNÜ YENİDEN HATIRLAMAK: OYUN, HAREKET VE DANS-Behice Gözde Çin

    Kentleşen ve doğadan uzaklaşan insanın, aslında çok uzun asırlardır kullandığı ve sağaltıcı gücünü içgüdüsel bir biçimde bildiği oyun, hareket ve dansın bedenimizdeki iyileştirici etkisini yaşadığımız pandemi dönemiyle beraber yeniden keşfetmeye başladık. Memelilerin birçoğunda ortak olarak görülen bu edinimler, sağaltım ve simüle etme yoluyla hayata ve doğaya adaptasyonu, zorlu durumlarla başa çıkmayı, yaratıcı ve problem çözücü düşünmeyi ve türün iş birliğini sağlarlar. Kent soylu bir yaşamla birlikte oyun, dans ve hareketten kopuk; iyi birer üretici ve tüketici olmaya yönlendirilen insanlar, kendilerini daha fazla sıkışık, tek düze, bunalmış, köklerinden kopmuş hissetmektedir. Şehrin tanımlanmış,belirli alanlarında belirli şekillere bağlı kalarak sürdürülen bu sağaltıcı edinimler de yine yaratıcılıktan uzaklaşmış ve birbirinin kopyası birer boş zaman aktivitesine dönüşmüştür. İnsanların güvende hissettikleri bir ortamda, birlikte, içlerinden geldiği gibi,  –spontane-  hareket etme, oynama güdüleri yapılan araştırma ve çalışmalarla yeniden değer ve ilgi kazanmaktadır. Psikoloji, sanat, eğitim vb. birçok alanın yeniden şekilllenmesini sağlayan bu yeni bilgiler ışığında bedenin bilgeliği, hareket, dans ve oyun yeniden konuşulmaya başlamıştır.

    “İçindekini dışarıya çıkarırsan eğer, içinde olan kurtuluşun olur. İçindekini dışarıya çıkarmadığında ise içinde olan tüketecektir seni.”* (Gnostik İncili/ Kaplanı Uyandırmak)

    KENTLER İÇİNDE SIKIŞMIŞ “İNSAN”

              Zaman zaman yıkıcı, anlaşılmaz, korkulu bir güç olarak doğanın karşısında; kendini çaresiz ve güçsüz hisseden insan, topluluklar hâlinde yaşamayı tercih etmiş  ve onun döngüsel hareketleri karşısında taklit ve eylem yeteneğini geliştirerek “kırsal mit” i yaratmıştır. Ateş başında toplanmış, birlikte dans etmiş, şarkı söylemiş, oyun oynamıştır. İnsanlar tüm bu davranışları bilgi sahibi olmadan, içlerinden gelerek –iç güdüsel- olarak yapmışlardır. “Tarıma ve avcılığa dayalı toplumlarda korkuyu yenmek, tüketmek ve sağaltmak amacıyla yapılan mitsel törenlerde, kırsal bedenin korkudan arındırılması, dualar, şarkılar ve danslar aracılığıyla yapılır. Büyücü, çeşitli hayvan seslerini taklit eder, davul çalar ve çevresindeki toplulukla birlikte şarkılar söyleyip dans ederek ruhsal bir boşalma yaşanmasını sağlar.”* İlk insan, sadece doğayı değil, kendi bedenini tanımakta da zorlanır. Doğanın hareketleriyle bedensel hareketleri arasında bağ kurmaya çalışır. Örneğin Mayalar’da kadınların adet görme periyodları, ayın hareketleriyle açıklanmaya çalışılır.  Böylece günlük yaşam içinde oluşan kırsal mit, doğal yaşamın bir parçasına dönüşür.  

             Kırsal yaşamdan kentsel yaşama dönüşüm, kırsal mit’e olan bakış açısını değiştirerek toplumsal ritüellerin yeni şekilller geliştirmesine ve kentsel ritüel’in doğmasına kaynaklık etmiştir . Zaman yine doğal döngü zamanları olsa da ritüel artık toplumsal yaşamın kurallarıyla ilgilidir. Ritüeller, simüle edilen toplumsal durumları göstermek veya toplumsal katharsis işleviyle ön plandadır. Örneğin, Atina’daki ritüellerin en büyüğü olan Panathenaia, erkeklerle kadınların bir araya gelmesini sağlar. Tesmophoria şenlikleri, aslında bir bereket ritüeliyken, Antik Yunan toplumunda erkeğe başkaldırmayı aklının ucundan bile geçirmeyen kadınların ruhsal yönden iyileştirilmesine aracılık eder. Adonis şenlikleri ise; kırsal mitten kentsel ritüele geçişin en iyi örneklerindendir. Çünkü Adonis törenleri, diğerlerinden farklı olarak evde yapılır. Böylece ritüeller bir mekâna bağlanarak evde yapılan ritüeller ortaya çıkmaya başlar. Kentin vazgeçilmez mekanı olan ev, bedenin boşalması, ruhun arınması için bir ritüel mekân konumuna yükselirken günümüzde ev, karanlıkta her an bir hırsız elinin yakalayacağı endişesiyle kendimizi güvensiz hissettiğimiz alanlara dönüşerek yeni bir dramatik yapı oluşturur.

          Yaşamın ve ölümün getirdiği ızdıraplarla başa çıkmayı kolaylaştıran ritüellerin, bilimin ve teknolojinin gelişmesiyle insan bedeni üzerindeki sağaltıcı etkisi unutulmuş hatta zamanla tamamen yok olmuştur. Günümüzde mega kentlerin telefonlarına bakarak dolaşan insanları, bedensel devinimi bir yerden bir yere koşuşturma ya da instagram gönderilerinde daha fazla beğeni alabilmek için güzel vücut geliştirme aracı olarak görmeye başlamıştır. Rastgele ve doğaçlama şekilde hareket etmek hatta yaşamak bile şüphe ile yaklaşılan bir davranış şekli hâline gelmiş, bunu yapma hâliyse ancak birtakım aracılar sayesinde mümkün görünür olmuştur. Yeterli alkol seviyesine sahipseniz bir diskoda içinizden geldiğince hareket etmek bağlama uygunken yalnızca içinizden geldiği için evde durduk yere garip hareketler yapıyor olmak kınanacak bir şey gibi görülmeye başlanmıştır. Günümüz toplumunun özünü oluşturan aklın yüceltilmesi fikri, Rönesans ile başlamış ve Aydınlanma döneminde tüm düşüncelere egemen olmuştur. Varoluş hâli yalnızca düşünceye indirgenmiş, “Düşünüyorum öyleyse varım!” fikri bütün disiplinleri katı bir metodolojiyle tahakkümü altına almıştır. Akıl, ritüele şüphe ile yaklaşır. Akıl ve bilim birlikte çalışarak ritüelin toplumsal yaşamdaki yerini yok etmiş ve Sanayi Devrimi’yle kentelere akın eden insanlar, sözü edilen rasyonelleşmenin uyum sağlayıcısı görevini üstlenmişlerdir. Toprakla kurduğumuz bedensel ritüelistik ilişki, çelik ve makinenin mekanik ve soğuk yüzüyle karşılaşınca yeni kentli insanlarda sağaltımı sağlayacak bir boşluk meydana getirir. Bedenin sağaltılması, oyunsu merak, anda ve bir olma hâllerinden uzaklaşan insan, yanıtı “tüketim kültüründe” arayacaktır. “İnsanın makineyle olan bağı, yeni bir beden ve yeni bir kent ile kentli anlayışı doğurur. 19. yüzyıldan günümüze kadar değişen gelişen ya da gelişmeyen kent ve kentli görünümü, birçok düşünür tarafından ele alınmıştır. Yine de ortak görüş, ritüelistik zamanlarda zihne hâkim olan bedenin, günümüz kent yaşamında zihnin tahakkümü altında varlık bulduğudur. Yani bedenimiz, zihinsel baskılarımız altında ezilmektedir.”*

    İnsanın tarihsel diyalektikte; yerelden millete, aşiretten devlete, barbarlıktan uygarlığa geçisinde kırsal ile kentsel olan arasındaki karşıtlık çoğalmış, günümüze kadar artarak devam etmiştir. Modern hayat ve kapitalist ekonomik düzen kırsal örgütlenmelere ve toğrağa bağlı yaşam biçimine son vermiş, hayatın şehirlerde yoğunlaşarak yeniden inşa edilmesine, şehirle kırsal arasındaki ilişkinin ters yüz edilerek şehir hayatının toplumsal yapının merkezi hâline gelmesine ve böylelikle yaşamlarımızda temel bir dönüşüme aracılık etmiştir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde “ana kent” açıklamasıyla verilen metropoller, bugünkü yaşamda ana mekânsal örgütlenmeyi oluşturmaktadır.

        Yeni teknolojilerin sağladığı olanaklarla kent ve kent yaşamı kavramlarında yine bir dönüşüm ve çözülme yaratarak hiyerarşik ve yoğun kent merkezi yerine çok merkezli, düşük yoğunluklu ve parçalı yapılarda yeni yaşam alanları ve onun beraberinde yeni yaşam biçimleri oluşturmaktadır. Böylece “kırsal” ve “ketnsel” gibi ikiye ayrılmış olan yaşam biçimi birleşmektedir. Modern bilinç “arada olmak” olarak tarif edilebilecek bir durumla karşı karşıyadır. Sürekli olarak kuşkulu bir şimdiki zaman algısı içinde yaşar ve gündelik yaşama ait deneyimler bu duygu içinde gerçekleşir.

         “Doğanın bir parçası olduğunu göz ardı eden kentli insanın yaşadığı kent, bedeni duyarsızlaştırmaya yönelik bir güç olarak karşımıza çıkar ve bu güç, modern teknolojiyle uyumludur. Kent, bedenin tüm faaliyetlerinin gerçekleştirildiği, tüm deneyimlerinin yaşandığı yerdir. Her kentli beden, odadan başlayarak eve, mahalleye, kente, bölgeye ve ülkeye doğru uzanan bir dizi iç içe geçmiş katmanlar halindeki yaşamsal mekânla çevrilidir.”* Kırsaldan gelen açık havada toplanma ve bedenler arasında temasın kapalı mekanlara hapsedilmesini, kamusal insanın çöküşü olarak değerlendirir ve bedenin soğuk mankenlere dönüştüğünü vurgular. Ritüele özgü kentsel kalabalık sadece tüketim mekanlarında yani alışveriş merkezlerinde toplanmakta fakat birbirini görmezden gelerek, diğer bedenlerle temas kurmadan, özel hayatına tutsak biçimde yaşamakta ve kamudaki yalnızlığını sessizce seyretmeyi seçmektedir. Kendi bedeni dışındakileri “öteki” olarak değerlendiren kentsel beden, bireyi de içine alan daha büyük ve yalnız bir bedene dönüşür. Richard Sennett ise, kitle içindeki insanın durumunu pasif beden olarak niteler ve kitle iletişim araçlarının kitle üzerindeki tahakkümü konusunda Baudrillard’ı anımsatan görüşler ileri sürer. Buna göre, kitle iletişim araçlarının hakimiyeti altında ezilen beden, gönüllü bir mutsuzluğu kabul etmektedir. Seyretmek, bedeni giderek pasifleştirirken, seyredilen ile yaşanan arasındaki uçurum, zihnin sürekli baskılanmasına sebep olmakta ve bu durumda beden acı çekmektedir. Doğanın içinde ve onun bir parçası olduğu gerçeğinden uzaklaşan insan, modern teknolojilerle doğadan uzak kendi gerçekliğini(!) yaratmış, “izliyorum, izleniyorum öyleyse varım” felsefesine ulaşmıştır. Beden ve onun duyumsamaları deyim yerindeyse bir rafa kaldırılmıştır. Vekaleten deneyimlenen şiddet, seyirciyi gerçek acı karşısında duyarsızlaştırmıştır.

    Tüketim toplumunun niteliği üzerine söylemler geliştiren Baudrillard, çağımızda bedenin yeniden keşfedildiğinden fakat bu keşif sonucunda bedenin tüketim amaçlı bir metaya dönüştürüldüğünden söz eder. İnsanın bedenselliği yani bir beden olarak varlığı, varoluşunun kökenidir. Bedeni, zihni ve zihin temelli yaratılmış yaşamları boyunduruğu altında yalnızca bazı eylemleri gerçekleştirme, oradan oraya koşuşturmaya bir araç, bir seks ve iyi oluş nesnesi hâline getiren kapitalist sistem insanların kendilerini metalarda tanımlamaya yönlendirmiş beden de bir meta hâline dönüşmüştür.  Ruhlarını otomobillerde, dubleks evlerde ve mutfak araç gereçlerinde bulan insanlar, bedeni tüm bu metalara ulaşmaya araç başka bir meta olarak görür.

    Günümüzde dans,hareket ve oyun çıkış noktasından uzaklaşmış; büyü ve ritüel niteliğini kaybetmiştir. Oysa bunların geçmişi, insanın kendini ifade etmeye başladığı döneme dayanmaktadır. İlk insan kendini tanımak, bilinmeyeni anlamlandırmak ve kendisi de dâhil olmak üzere hayatında yer alan tüm unsurlarla iletişim kurmak için dans, hareket ve oyunu kullanmıştır. 90’lı yıllarda Amerika’da klinik psikoloji, eğitim psikolojisi, modern ve çağdaş dans, tiyatro gibi alanlarda bedenin, doğaçlamanın, hareketin etkileri araştırılmaya başlanmıştır. Böylece yarattığı doğadan kopuk, plastik yaşamlar içerisinde sıkışan insan, bedeniyle aklın tahakkümü dışında yeniden ilişkilenmeye başlamıştır çünkü unutulmuş olsa da hareketin, dansın, oyunun; bedenin eğitilmesi, bedeni kullanmada ustalık kazanma, işitme-görme-dokunma ve hareket koordinasyonu oluşturma, toplumsal rollerin kazanılması, sosyal bilincin oluşturulması, ruhsal ve sinirsel gerginliğin azaltılması veya tamamen ortadan kaldırılması, hayal gücünün güçlendirilmesi, sözlü ve sözsüz kültür ürünlerinin geleceğe taşınması gibi birçok işlevi bulunmaktadır. Tüm bu işlevlerinden uzaklaştırılarak içi boşaltılan bu önemli kültür parçaları ve insanın doğayla ilişkisi içinde onu taklit ederek oluşturduğu bu edinimler günümüzde yeniden değer kazanıp  popülerleşmekte. “Oyun ve dans deyim yerindeyse, yaşamın, kaygının, çalışmanın, ruhun selametine gösterilen titizliğin karşısında olan şeydir; “ciddi” olmayan, “zorunluluklar” yaratmayan bir şey, yaşamın gerginliğinin geçici olarak gevşemesi, “gücümüzü toplamamız için bir teneffüs”, “bir mola”, boş saatlerimiz için bir zaman yitimi, uçarı bir uğraş ve kendisinden hoşnut bir ölçüsüzlüktür.” İşte tüm bu tanımlar ışığında kendi yarattığı mekanik çarkın yalnızca bir dişlisi konumunda sıkışmış postmodern insan, şimdi geçmişin ve köklerinin yeniden keşfiyle içine sıkıştığı çarkı kırmak için yollar geliştirmektedir çünkü içten içe en derinlerde, bedenden gelen çağrıya kulak verdiğimizde, o bizi, bizi sağaltacak olana götürmektedir. Dışarının karmaşası ve gürültüsünden uzaklaşarak içe döndüğümüzde bedenimizin içinde yaşayan bilge bize dansın, oyunun sağaltıcı gücünü fısıldamaktadır. Yapmamız gereken bu mistik çağrının peşine düşmek, bu oyuna katımak, bu ritme ayak uydurmak, bu harekete uyum sağlamaktır.

     

    KAYNAKÇA:

    1, Erhan Tuna, Şamanlık ve Oyunculuk (İstanbul: Okyanus Yayınları, 2000)

    2, Müşerref Öztürk Çetindoğan, Kırsal Mitten Kentsel Ritüele Geçiş ve Beden-Mekan İlişkisinin 1990 Sonrası Türk Oyun Yazarlığı’na Yansıması

    3, Sennett, Ten ve Taş, Batı Uygarlığında Beden ve Şehir. Çev:Tuncay Birkan, (İstanbul: Metis Yayınları, 2002)

    4, , Müşerref Öztürk Çetindoğan, Kırsal Mitten Kentsel Ritüele Geçiş ve Beden-Mekan İlişkisinin 1990 Sonrası Türk Oyun Yazarlığı’na Yansıması

  • Ekoloji Temelli Yaratıcı Dans Eğitmen Eğitimi

    Ekoloji Temelli Yaratıcı Dans Eğitmen Eğitimi

    Bu program eğitim faaliyetlerinde öğrenme ve etkileşim için beden farkındalığı, yaratıcılık, özgüven ve ekolojik bilinç gelişiminde bir araç olarak dans ve hareketi entegre etmek isteyenler her alandan eğitmen, akademisyen, sanatçı, danışman, sağlık ve sosyal çalışanlar içindir. 

    İlk olarak Yaratıcı Dans Eğitmen Eğitimi Atölyesi adı ile 2015 yılında faaliyete geçen atölye, uzun yıllar bu içerikle devam ettikten sonra 2023 yılında çağın gerekli doğrultusunda ekoloji temelli olarak hibrit formatta uygulanmaya başlamıştır

    Program süresince yaratıcı dans pedagojisi, beden farkındalığı, modern dans tarihi gibi dersler Lerna Babikyan tarafından aktarılır.  Bu egzersizler; uygulamada risk içermeyen, çocukların/katılımcıların bedenlerini yaratıcı dans ile aktive ederken düşünsel ve düşsel dünyalarını harekete geçiren çalışmalar olmalarının yanında her konu içinde yer alan ekolojik bağlantı ve geçişler öğrencilerin dünyadaşlık bilincinin bütünsel olarak gelişmesini sağlar. 

    Bunu yanısıra Dans Terapisine Giriş, Drama-Dans İlişkisine Giriş, Kültürlerarası Dans ve Beden, Yaratıcı Dans Metodu ile Etkili Ders Tasarımları Seminerleri, Dans Kompozisyon ve Koreografi Atölyesi, Skinner Releaise Tekniği ile Tanışma Atölyesi gibi ek atöleyler ise alanında uzman misafir eğitmenler tarafından verilir.

    Kazanımlar

    • Eleştirel pedagoji perspektifinden yaratıcı dansın 14 konusuna dair 140 egzersizi ekoloji tabanlı uygulamalar ile öğrenmek
    • Öğrenme ortamlarında dansla deneyimsel öğrenme uygulamaları yürütebilmek, bu yolla sosyal-duygusal ve bilişsel gelişimi desteklemek
    • Katılımcıların bütünsel beden kullanımı ve yaratıcı özgüven gelişimine dayalı öğrenme programları geliştirebilmelerini sağlamak
    •  Katılımcıların kendi bedenleri ve yeryüzünün bedeni ile olan ilişkilerinde canlılık, neşe, yaratıcılık ve farkındalık kazanımı sağlamak
    • Katılımcıların ve öğrencilerinin beden dili kullanımlarını, doğaçlama becerilerini geliştirmek, topluluk önü sunum ve performans becerilerini arttırmak
    • Dans ve hareketin öğrenme ortamlarında kullanımının sürdürülebilirliğini arttırmak
    • Yaratıcı dansı, dans tarihi, antropoloji, drama, koreogarfik üretim ve eğitim bağlamlarında öğrenmek
    • Sürdürülebilir bir gelecek için farkındalık kazandırmak
  • Şiirlerle Dans

    Şiirlerle Dans

    Şiirlerle Dans Atölyesi, yetişkinlere duygularını ve düşüncelerini hem kelimelerle hem de bedenleriyle ifade etme fırsatı sunan yaratıcı bir alan sağlar. Bu atölyede, katılımcılar şiirsel ifadelerin derinliğini keşfederken, bu şiirlerin ruhunu ve ritmini dans yoluyla canlandırırlar. Doğaçlama ve yorumlamaya açık olan atölyede her oturumda yeni bir şair ve şiiri üzerinden metnin duygusal katmanları, bedensel hareketlerle araştırılır, bireyin otantik dansı ile ifade edilir. 

    Kazanımlar

    • Şiir ve dansın birleşimi, katılımcılara çok boyutlu bir ifade biçimi sunarak hem zihinsel hem de fiziksel farkındalıklarını artırır. 
    • Atölye, bireylerin sanatsal yaratıcılıklarını beslerken, aynı zamanda kendilerini daha derin ve anlamlı bir şekilde ifade etmelerine olanak tanır. 
    • Şiirlerle Dans Atölyesi, katılımcıların içsel dünyalarını keşfetmelerini, duygusal rezonansı deneyimlemelerini ve sanat aracılığıyla kendileriyle ve başkalarıyla bağlantı kurmalarını sağlar.
  • Cartographic Echos – Dartington 2023

    Cartographic Echos – Dartington 2023

    “Kartografik Yankılar” canlı türlerinin sömürgeci tarihle ilişkide çok zamanlı yolculuklarına, kültürlerine, duygularına ve bir yeri eve dönüştürme süreçlerine dair estetik bir yansımadır. Eser hem aktif bir araştırma hem de dileyenlerin katılımcı olabileceği bir performans olarak yerlinin hikayesinden nesilsel bir kesiti, yerel floradan parçalar eşliğinde bedenlerken yeni bir yapı kurmanın yollarını arar.

  • I am Hundered – Berlin 2017

    I am Hundered – Berlin 2017

    İçerik, koreografi, performans : Lerna Babikyan
    Müzik: Heinali
    Dramaturjik Destek: Seçil Honeywill
    Video: Selda Asal

    “I am Hundered” modern toplumun yalnızlık dolu bireysellik argümanına karşı, bilindik ve bilinmeyen atalarımızı onurlandırmaya yönelik yarı biyrografik bir eserdir. Yaşam döngüleri ile birbiri ile bağlantıda olan nesiller ve coğrafyalara dair bireysel, sosyal ve topluluksal bir araştımadır

    Saha Derneği Desteği ile, Apartment Project Berlin, 48 Stunden Neukölln Festival işbirliğinde, 2017-Berlin

  • Honey & Mood Productions

    Honey & Mood Productions

    Lerna Babikyan ve Avusturyalı sanatçı Regina Picker tarfından kurulmuş disiplinler arası bir performans topluluğudur…2009-2012 yılları arasında Torino, Istanbul, Viyana Impuls Dans Festivali ve Abd’de Santa Barbara’da çeşitli festivaller dahilinde sanatçı misafirlik programları süresince eserler üretip, kamusal alanlarda ve yerel sahnelerde sergilemiştirlerdir.

  • Olağan Şüpheliler

    Olağan Şüpheliler

    Evle Demetriou – Lerna Babikyan

    Konsept, Koreografi: Evie Demeteriou

    Performans: Lerna Babikyan

    Canlı Müzik: Cihangir Top, Cem Çilingiroğlu

    Evle Demetriou, çalışmalarını ve yaşamını Kıbrıs’ta sürdüren bir dans ve performans sanatçısıdır. Eserleri bugüne kadar Avrupa, Amerika ve Afrika’da çeşitli ülkelerde izleyici ile buluşmuştur.

    Olağandışı şüpheliler performansı, yalnız kalma korkusu karşısında ideal partnerin ve ideal ilişkiye duyulan ihtiyacı ve arzuyu konu edinir. Bunun yanı sıra oyuncu ve izleyici arasındaki limiti sorgulayarak, performans sınırlarını izleyicinin tepkileri doğrultusunda dönüştürebilecek esnekliği araştırır. 

    Eser, Sinop Bienali Sinopale 5 kapsamında Lerna Babikyan tarafından Türkçe oynanmıştır